Çanakkale’nin Lapseki İlçesi

ÇANAKKALE’NİN LAPSEKİ İLÇESİ

lAPSEKİ TARİHÇESİ:

Lapseki Nedir? Nereden Gelmektedir? Lapseki adının nereden geldiğine dair kesin
ve net bir bilgiye rastlanılmamış olup 2 rivayet üzerinde durulmaktadır.
Bu rivayetlerden ilki;Lapseki’nin Anadolu’ya yapılan Hellen göçleri öncesi varlığını sürdürdüğü ve
Pityausa olarak adlandırılmıştır. Kordos’un sülalesinden olan Foça’da doğmuş,
Fobus (Phoebus) ve Blebüsus isimlerindeki iki kardeş Pityausa’da hükümdar olan
kral Mandrom’a hizmet ediyorlardı. Mandrom bu iki kardeşi Foça’lı göçmen
kafilesini göndermek üzere görevlendirdi. Kafile Fobus’un nezareti altına girdi.
Bu sırada adına Bebrykos’lar denen ve bu bölgede yaşayan yerli halkın
saldırısına uğrayan göçmenler tam öldürülecekleri sırada Kral Mandrom’un kızı
Lampseke araya girmiş ve göçmenleri ölümden kurtarmıştır. Bu nedenle Hellen
göçmenleri Lampseke’ye bir tanrıça gibi tapmışlar ve sonradan ele geçirdikleri
Pityausa kentine onun adını vererek günümüzde Lapseki adını almasını
sağlamışlardır.
İkinci Rivayete Göre;
XVI. yüzyıl ünlü gezginlerinden Evliya Çelebi (1611-1682) yazdığı
seyahatnamesinde Lapseki’den şu şekilde bahseder. “Deniz kenarından uzak bir
bayır ve seki üzerinde incirli bir orman vardı. Türkler incire Löp derdi. İşte
burada yapılan bu şehre de incirli seki anlamında Lapseki denilmiştir” ki adı “Löpseki”den
gelir.

Tarihi Dönemler
Antik çağda Pityausa adı ile varlığını sürdüren Lapseki, İlk olarak Foçalıların
ve ondan sonra da Miletosluların eline geçti. Miletos’lular M.Ö. 670 yıllarında
koloni kurmak için harekete geçmişler ancak Ege kıyıları daha önceleri koloniler
haline geldiğinden daha uzaklara Marmara ve Karadeniz kıyılarına gitmek zorunda
kalmışlardır. Çanakkale Boğazı’nda Sestos’un karşısında Abydos’u (Nara Burnu)
Kapıdağ Yarımadasında Kaykos (Erdek), Khios (Gemlik) ve Mirleia (Mudanya)
şehirlerini koloni haline getirdikten sonra Lampsakos’u da (Lapseki)
kolonileştirdiler.
Bu dönemde Lampsakos’un özellikle şarabı çok ünlüdür. O kadar ki İran Şahları
Darius ve Kserkes buradan şarap getirtirlerdi. Lapseki Marmara’nın girişinde
Boğaz’ın kilit noktasında bulunması ve Trakya ile Anadolu’nun geçit yerinde
olmasından dolayı tarihinin her devrinde ya işgale uğradı, ya da şehrin düzenini
bozan büyük göçlerin tesiri altında kaldı. Darius zamanında Anadolu Pers
İmparatorluğu’na bağlı birinci derecede dört satraplık bulunmaktaydı.
Satraplıklardan Daskilion (Tirilye) şehrine bağlanan Lampsakos her yıl Pers
İmparatorluğuna gümüş tazminatı vermeye mecbur kaldı. Perslerin bölgeden
çekilmelerinden sonra Lampsakos Yunan site devletlerinin direkt tesiri altında
kaldı. Ege Denizi tarihinin klasik çağında (M.Ö. 479-334) Lampsakos’un surlarla
çevrilmemiş olduğunu Thoukydides’den öğreniyoruz. Lapseki, Atina-Isparta
Savaşları sırasında Atina’ya baş kaldırıp Delos Birliğinden ayrılmak istediği
zaman; 24 gemiyle ayaklanmayı bastırmaya gelen Atina’lı komutan surlarla
çevrilmemiş bu kenti ilk saldırıda ele geçirmiştir. Atina birlikleri 409 yılında
kenti tahkim etmişler ve üs olarak kullanarak boğazın kontrolünü ellerine
geçirmişlerdir. Atina’lıların Lapseki’yi ele geçirip boğazı kontrol altına
almaları üzerine Ispartalı Komutan Lysandros, donanması ile Çanakkale Boğazı’na
gelerek Lapseki’yi ele geçirmek ve çevredeki şehirlere gözdağı vermek
istemiştir. Atinalı’lar bu durum karşısında; hemen harekete geçerek önlem
aldılar. Donanmalarını Avrupa sahilinden Khios istikametine yola çıkardılar.
Lysandros Abydos’tan sahili izleyerek Anadolu kıyısındaki Lapseki’yi kuşattı.
Şehre taarruz ederek şehri ele geçirdi. Isparta’lıları adım adım takip eden
Atina’lılar hiç vakit kaybetmeden erzaklarını alıp Lapseki’nin karşısına düşen
Aigos-Potamoi’e (Cumalıdere) geldiler.Aigos-Potamoi muharebesi Isparta’lı
komutan Lysandros’un zaferi ile sonuçlandı ve Lapseki uzun süre Isparta’lılar
hakimiyetinde kaldı.Hellenistik dönemde; Lampsakos şehrine ait bilgileri
Pausanias’un yapıtlarından öğrenmekteyiz. Pausanias Yunanistan’da, Olimpia’ya
dikilmiş komutanların heykelleri üzerine bilgi verirken, Lampsakos şehrine de
değinmiştir. Burada, Büyük İskender’in Asya seferi sırasında Lampsakos’a
dokunmadan kenarından geçerek Biga istikametinde yoluna devam ettiği belirtilir.
Bu olaylardan sonra Lapseki Büyük İskender’in koruyuculuğu altında var olmaya
devam etmiştir.
Roma Dönemi:
Büyük İskender’in ölümünden sonra; Makedonya Kralı V.Pilip, Yunanistan’ı
hakimiyeti altına almaya çalışırken Seleukos Kralı Antiochos III’de donanması
ile Ege kıyılarını ve Çanakkale Boğazı’ndaki, Lampsakos’u zapdetti.
Lampsakos’lular, Anadolu şehirleri içinde bir ilk olarak Roma’ya gönderdikleri
heyetle kendilerinin kurtarılmalarını ve yardım edilmesini istediler. (MÖ 197)
Roma ile Selevkoslar arasında yapılan savaş sonunda MÖ. 188 yılında Apamea
Kibatos, şehrinde barış antlaşması yapıldı.Lapseki ve boğazlar Romalıların
müttefiki Bergama Kralı Evmenes’in koruyuculuğuna bırakıldı.Sonraki dönemlerde
Roma imparatorluğu Anadolu üzerindeki hakimiyetini daha da arttırarak Bergama ve
Bitinya krallıklarını da ortadan kaldırdı ve böylece bölgede tek güç olarak
kaldı. Lapseki de kesin olarak Roma hakimiyeti altına girdi.

Bizans dönemi:
Roma İmparatorluğunun doğu ve batı diye ayrılması ve İstanbul’un Doğu Roma’nın
başkenti olması ile beraber Gelibolu’nun Bizans Döneminde ticaret ve liman
bakımından önem kazanması dolayısı ile Lapseki’nin eski durumunu muhafaza
etmesine imkan kalmadı. MS. 471 yılında Justinianus’un Gelibolu’yu boğazın
kontrolü için tahkim etmesi, tersaneler kurması bu şehrin bölgede yeni bir
merkez olarak ortaya çıkmasını sağladı. Lampsakos’un eski parlak durumunu
koruyamamasının bir nedeni de, yakınlarında bulunan Abydos(Nara Burnu) kentinin,
Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olması ve gümrük teşkilatının kurularak
ticareti kontrol etmesi gösterilebilir. Bugünkü Lapseki şehrinde eski devirlere
ait eserler tam olarak gün ışığına çıkmamıştır. 19 yüzyılın sonlarında özellikle
mermer direkli Antuvan devrine ait eserler bulunmuştu. Çıkan buluntuların büyük
kısmı Roma egemenliği döneminden kalmadır. İlkçağ kenti Akropolisinin, burada
olduğu tahmin edilmektedir. Sözü edilen yerde sur izleri ile toprağa karışmış
bol sayıda çanak çömlek kırıkları görülmektedir. Lampsakos şehri zamanla diğer
küçük site devletleri gibi eski durumunu kaybetmiştir. Çünkü bu devirlerde küçük
şehir devletleri hemen her vakit düşman olan tarafın tuzağına düşerek ortadan
kalkarlar, aradan kısa bir süre geçince ya kendileri yada kendilerine yardıma
gelen müttefikleri sayesinde tekrar özgürlüklerine kavuşurlardı.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi:
Osmanlılar, Bursa dolaylarında devletleşme yolunda adımlar attığı sırada
Çanakkale Boğazı’nın, Anadolu ve Rumeli yakaları da Bizans toprakları içindeydi.
Aydınoğullarından Umurbey, Melik İshak, Halil Ece, Saltık Bey,
Karesioğullarından Yahşi Bey ve Alaaddin Beyler Anadolu yakasındaki birçok yeri
hakimiyetleri altına almışlardır. Bu esnada Gelibolu, Bizanslı Tekfur
Kantakuzen’in elinde bulunuyordu. Osman Bey zamanında bir aşiret görünümdeki
Osmanlı Devleti, Orhan Bey zamanında devlet hüviyetine sahip olmuş ve kuvvetleri
ile Karesi ve Saruhan Beylikleri ortadan kaldırdıktan sonra Lapseki ve çevresini
de ele geçirmişti. Orhan Gazi zamanında Süleyman Paşa önderliğindeki Osmanlı
ordusu Rumeli’ye geçmeden az önce Lapseki’yi fethetmek için yürümüştür.O zaman
Bizans’ın elinde bulunan Lapseki’ye padişahın fermanını götürmek için üç tane
Osmanlı süvarisi görevlendirilmiştir.Bu süvarilerin atları al(kırmızı)renklidir.
Süvariler Lapseki’nin tam güneydoğu istikametine geldikleri sırada takriben şu
anda ilçeye bir kilometre mesafede küçük bir tepe üzerinde Bizanslılar
tarafından şehid edilmişlerdir.Şehidin bir tanesinin cesedi bulunamamıştır.Bu
şehidlerin gömüldüğü yer halk dilinde “İKİ AL ATLI” şeklinde söylenegelmiştir.Bu
şehidler için aynı yerde iki adet mezar mevcuttur.1356 yılında ise Orhan Bey’in
oğlu Şehzade Süleyman Paşa, Ece Bey, Hacı İlbey, Gazi Fazıl Bey ve Evranos
Beyler Güreci ile Lapseki arasına gelerek ilk defa fetih amacıyla Gelibolu’ya
geçtiler. Bu arada Orhan Bey Umurbey’deki kiliseyi camiye çevirdi. Gazi Süleyman
Paşa’da, Lapseki’de bugünkü camiyi yaptırdı.
Osmanlılar’ ın Rumeli’ye geçiş olayı tarih kitaplarında farklı şekillerde
anlatılmaktadır. Batılı kaynaklar ve bazı tarihçilerimiz Orhan Bey’in, düşman
saldırıları ile iyice bunalan Bizans imparatoru Kantekuzenos’a (kayınpederi)
yardım ettiğini ve Sırp ve Bulgar kuvvetlerini Dimetoka meydan savaşında yenerek
Edirne’yi Bizans adına kurtardığını (1352) Türklerden çok memnun kalan imparator
da bu memnuniyetini belirtmek için Rumeli’de, Gelibolu yakınlarında Çimpe
kalesini Türklere üs olarak verdiğini yazarlar. (1354) Böylelikle Türk
kuvvetleri, Bizans imparatorluğu sıkıştığında, Çanakkale Boğazı’nı geçmek
zorunda kalmadan hemen yardımına koşacaktı. Bu rivayette Türklerin Rumeli’ye
geçişinin fetih şeklinde olmayıp, Çimpe kalesinin yardım karşılığı verilmesiyle
gerçekleştiği iddia edilmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi: (Devamı)
Hoca Sadettin Efendi, Aşıkpaşazade gibi Osmanlı tarihçileri ise Rumeli’ye geçiş
olayını, fetih şeklinde anlatmaktadırlar. Türk ressamlarının meydana getirdiği
konu ile ilgili yağlı boya tablolarda görüldüğü üzere; Türkler, Rumeli’ye sallar
üzerinde geçtiler. Orhan Gazi’nin oğlu Gazi Süleyman Paşa ve maiyeti denizden
geçişi kolaylaştıracak bir yer ararlar iken Marmara denizinin giriş çıkış kapısı
niteliğindeki Lapseki(Çardak) mevkiine geldiler. Gazi Süleyman Paşa, Bugünkü
Çardak beldesinde bir mescit yaptırdı. Silah arkadaşları, bölgede keşif yapıp,
hareket planlarını hazırladılar. Çardak- Salbaş mevkiindeki, SALBAŞ AĞACI’nın,
(fethin tek canlı tanığı, 650-700 yıllık meşe ağacı 2002 yılında esen sert
rüzgarlara dayanamayıp yıkılmıştır.) altında meşe ağacından yaptıkları bir salla
dualar okuyarak karşı kıyıya vardılar. Burası Gelibolu ile Bolayır arasında,
Bolayır’a daha yakın olan Çimpe Kalesi yakınlarıdır. Bu hisarın dışında bağda
çalışmakta olan bir Rum’u esir alıp, hiç beklemeden aynı salla geri döndüler.
Şehzade Süleyman Paşa bu başarıya çok sevindi. Rum esire çok iyi davrandı.
Armağanlarla donattı. Başına şapka, beline kuşak ve ayağına da ayakkabı verdi.
Ona: “Sizin hisarınızda yer varmı dır, kimse duymadan, görmeden içeri girelim?
dedi.O da:”Sizi kimse görmeden hisara koyarım.” dedi. Sur duvarlarının harap
halini, askerlerin pek çok şeyden mahrum olduklarını bir bir anlattı. Nöbetçi
muhafızları gafilane basmak için hizmet edeceğini arz etti. Esir Rum’dan
istediği tüm bilgileri alan Gazi Süleyman Paşa derhal emir verip, deniz
kıyısında bulunan yerleşim yerlerinden sığırlar toplattı. Bunların derilerinden
yaptırdığı sağlam kösele kayışlarla, kalın ağaç kütüklerini bağlatarak iki sal
yaptırdı. Ertesi gün en cesur silah arkadaşları, Kara Timurtaş Paşa,
Balabancıkoğlu, Kara Oğlanoğlu; Aksungur, Kara Hasanoğlu, Akça Kocaoğlu’nun da
aralarında bulunduğu 39 kişi ile birlikte sala bindi. Diğer salda da Evranos
Bey, Ece Bey, Fazıl Bey, Hacı İl Bey gibi 40 bahadır bulunuyordu. Ayrıca savaş
için gerekli bütün silahlar, askerlerin ağırlıkları ve ne kadar ağırlık varsa
hepsi sallara yüklendi. Rahat bir deniz yolculuğundan sonra karanlık bir gecede
“seksen dilaver”den meydana gelen bir birlik ile Çimpe Kalesi’ne yakın yerden
kıyıya çıktılar. Hemen orada şükür namazı kıldılar. Kılavuzluk eden Rum esirin
gösterdiği yoldan sessizce giderek hisarın dibine geldiler. Çimpe Hisarı’nın
önünde, sol tarafta büyük bir gübrelik vardı. Onun üzerinden uzun merdivenlerle
hisarın burcuna tırmandılar. Anadolu yakasından gemi olmadan Rumeli’ye geçmenin
imkansızlığına inanan kale halkının bir kısmı rahat döşeklerinde, bir kısmı da
kale dışında bağlarda uykuya dalmışken, Çimpe Kalesi kolaylıkla ele geçirildi
(1354).
Padişah I.Mehmet (Çelebi) döneminde (1413-1421) Çalı Bey kumandasındaki Osmanlı
donanması ile Pietro Loredano kumandasındaki Venedik donanması arasında Mayıs
1416 tarihinde Marmara Adasıyla Gelibolu arasında büyük bir deniz savaşı meydana
gelmiştir. Yapılan çarpışmalarda Çalı Bey şehit olmuştur. Savaşı kazanan
Loredano, ertesi yıl yeniden gelerek Emir Süleyman’ın Lapseki’de yaptırmış
olduğu kaleyi işgal için topa tutmuştur. Karada Hamza Bey’in kumandasında 10
binden fazla bir kuvvetin bulunması sebebiyle başarılı olamamıştır. Yıldırım
Bayezit’in boğaz muhafızlığını Gelibolu’da kurup başına da Sarıca Paşayı vermesi
(1390) ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında buranın Kaptan Paşa eyaleti olması
dolayısıyla Gelibolu’nun askeri ve ticari yönden önemi her geçen gün daha da
artmıştır.
Evliya Çelebi (1611-1682), Seyahatnamesinde; Osmanlı dönemindeki Lapseki’yi
şöyle anlatmaktadır. “Deniz kenarında olup hakimi vardır. 150 akçelik kazadır.
Halkı Rum ve Ermenidir. 1300 adet bağlı bahçeli, kiremit örtülü yan yana evleri
vardır. Bir camii, hanları ve bir hamamı vardır. Çarşısı çok az ise de bağ ve
bahçeleri çoktur. Karpuzu, üzüm turşusu, bulaması ve şırası ünlüdür.” Bu
yüzyılda Lapseki’de Yeniçeri serdarı, sipahi kethüda yeri,s ubaşısı, bacdarı,
muhtesibi vardı. Ayanı azdı.
1831 de Sultan II. Mahmud zamanında Şahap Efendi’nin yaptığı nüfus sayımına göre
Lapseki’de 2442 Müslüman halkın yaşadığı tespit edilmiştir.
Şemseddin Sami’nin Kamus-ül-Alam’ında (1888-1900 yılları arasında yazılmış tarih
ve coğrafya alanında bilgiler veren bir lügat-sözlüktür) Lapseki için şu
bilgiler verilmektedir. “Biga bağımsız mutasarraflığına bağlı ilçe merkezi bir
kasabadır. Bu ilçe öteden beri bağ ve bahçeleriyle, dolayısıyla şarabıyla da
ünlüdür. Başlıca ürünleri :Buğday, arpa, yulaf, mısır, çavdar, susam ,nohut,
bakla, anason , zeytin , ceviz ve kestanedir. Hayvan türünden mal varlığı
:44.000 koyun, keçi, 4.000 sığır, 5.300 eşek ,250 deve, 120 beygirdir. Tüm ilçe
ve köylerinde : 40 mescit ve camii, 36 okul, 5 medrese, 2kilise, 165 dükkan ve
mağaza, 8 hamam, 25 fırın, 1 un fabrikası , 4 dalyan ve 128 çeşmesi vardır.”
denilmektedir.

I.Dünya Savaşında Lapseki:
Çanakkale savaşları tüm şiddetiyle sürerken Lapseki’nin savaş menzili dışında
kalması ve stratejik bir konumunun olmayışından ötürü fazla tahribat görmemiş ve
bilfiil savaşın içinde olmamıştır. Bu savaş boyunca Lapseki bir idari lojistik
merkez olarak üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. 2 Mayıs 1915 yılında
İngiliz Agemennon savaş gemisiyle Monica adlı balon gemisi Saroz körfezine
girerek Gelibolu ilçe merkezini bombalamışlar ve bu bombardımanda ordu karargahı
isabet almış ilçede bir cami yanmış, bir han ve bazı evler yıkılmış, halktan
yaralananlar olmuştur. Bu durumda halk şehri terk etmeye başlamış bu arada da 5.
Ordu karargahının yerinin değiştirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Gelibolu’da bulunan Ordu Menzil müfettişliği bu suretle Lapseki’ye taşınmıştır.
Ayrıca Gelibolu’daki erzak ve cephane depoları da Lapseki’ye nakledilmiştir. Bu
arada Gelibolu’da bulunan askeri hastane Tekirdağ’a taşınmış ve ayrıca
Lapseki’de 300 yataklı bir hastane kurulmuştur. Savaş sırasında değişik yerlerde
yem ve gıda ambarları kurulmuş ve 23 temmuz 1915 tarihi itibarı ile Lapseki
ambarlarında askerlerin ihtiyacı için 8.5 ton ekmeklik un , 36 ton çeşitli erzak
ve 8 ton hayvan yemi stoklanmıştır. 1914 yılında başlayan savaş sonucu kurulan
menzil hastanelerine ilaveten Çanakkale muharebelerinin başlamasıyla bölgede iki
hayvan hastanesi teşkil edildi. Bu hastanelerden birisi Gelibolu’nun 8 km.
güneyinde Münip Bey çiftliğinde, diğeri ise Anadolu tarafında Çanakkale Lapseki
yolu üzerinde SULUCA köyünde idi. Bu hizmetler yapılırken ayrıca 5. ordu menzil
müfettişliği bünyesinde Lapseki’de iskele komutanlığı ile bir hizmet bölüğü de
görev yapmakta idi.

Kurtuluş Savaşında Lapseki:
Birinci Dünya Harbinde kendi topraklarında ve diğer cephelerde çarpışan Türk
orduları 30 Ekim 1918 de Mondros Ateşkesini imzalamak zorunda kalmıştı. Bu
antlaşmanın kendilerine verdiği yetkilere dayanarak işgal devletleri yurdumuzun
değişik noktalarına asker çıkarmaya ve gerekli gördükleri stratejik konumda olan
yerleri işgal etmeye başlamışlardır. Boğazlarda işgalde ele geçen yerler
arasında kalmıştı. Lapseki, Yunanlıların işgal yürüyüşleri sırasında 22 Haziran
1920′de toplu saldırıya geçen Yunanlılar tarafından ele geçirildi. Bu devrede
Trakya Bölgesinde Kuva-i Milliye teşkilatımız tam örgütlenmemişti. Biga ve
Lapseki dolaylarında da yeterli bir teşkilat yoktu. Amaç, Fransızlar’ın
kontrolündeki Gelibolu Akbaş İskelesi depolarında bulunan silah cephane ve
mühimmatı Lapseki yoluyla, Kuva-i Milliye Birliklerine göndermekti. Bu mühimmat,
Fransızlardan kaçırılmak suretiyle gönderilmiştir. Olayın duyulmasından sonra
Lapseki’ye gelen Fransız harp gemisinin bütün çabaları boşa gitmiş, sadece
mühimmatın kaçırılması sırasında esir alınarak, Lapseki’ye getirilmiş olan 20
kişilik Fransız müfrezesi geri verilmiştir. İçinde bulunulan olağanüstü koşullar
nedeniyle elde edilen bu başarının önemi çok büyüktür. Mustafa Kemal Paşa’nın
Heyet-i Temsiliye adına tüm Anadoludaki Heyet-i Merkeziyelere gönderdiği telgraf
aşağıda yer almaktadır
Heyet-i Temsiliye namına

Mustafa Kemal

Atatürk özel sohbetlerde bu durumu Türklerin Anadolu’dan Rumeli’ye geçişi,
hareketine benzetmiş ve daha da üstün bir cesaret ve fedakarlık olarak
niteleyerek, bu olayların iftihar ve heyecan kaynağı olmasını sağlayarak
Kurtuluş Savaşımızın temellerini oluşturmuştur.
1356 yılından beri Türklerin elinde bulunan Lapseki Çanakkale deniz ve kara
savaşlarında yaralanan ve ölen binlerce askerimizin barındığı ve gömüldüğü yer
olmuştur. Şu andaki hükümet binası civarında ve Lapseki’nin doğusundaki
mezarlıkta en az 15 bin şehit yatmakta olup bunların anısına ilçe mezarlığın da
küçük bir abide dikilmiştir . İlçemize 3 km. mesafedeki Çardak kasabasında da
gömülen binlerce şehidimizin için Trakya müfettişi General Kazım Dirik
tarafından teşebbüse geçilerek güzel bir abide yaptırılıp; Arıburnu Şehitliği
olarak düzenlenmiştir . İstiklal savaşında da İlçe düşman işgaline uğramamış
sadece birkaç İngiliz müfrezesi kısa bir süre için İlçe ve köylere zarar
vermeden gelip geçmiştir. 25 Eylül 1922 tarihinde İlçeye girmek isteyen birkaç
İngiliz müfrezesini ilçe halkımız kahramanca mücadele ederek ilçeye sokmamıştır.
Lapseki’nin kurtuluşu 25 Eylül 1922 olarak kabul edilmiş olup,her yıl 25 Eylül
günü Lapseki’nin Kurtuluş Bayramı olarak kutlanmaktadır.
Lapseki’li Hasan Oğlu Ahmet :
18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale boğazını geçmek için zorlayan Fransa-İngiltere
birleşik donanması boğazdan büyük bir yenilgi ile geri çekilerek, 25 Nisan 1915
tarihinde Seddülbahir bölgelerine yapılan İngiliz çıkartma birliklerine karşı
siper mücadeleleri veren Çanakkale Lapseki’li Hasan Oğlu Mehmet cephede
yaralanarak Zığındere sargı yerine getirilir. İlk tedavisinden sonra Soğanlıdere
üzerinden Çanakkale askeri hastanesine gönderilir. Tedavisi uzun süreceğinden
hava değişimi için Lapseki’ye gönderilir. Lapseki’ye gelen Mehmet’in kirlenen ve
tozlanan asker elbiselerini annesi yıkayıp astığında Mehmet’in 15 yaşındaki
kardeşi Ahmet elbiselerin kurumasını beklemeden giyip ağabeysinin yerine
Çanakkale’ye savaşa gider. 1915 Haziran ayı içinde yapılan süngü savaşında
Seddülbahir bölgesinde aldığı tek kurşun ile yaralanır ve kendisinden geçer. Bu
arada itilaf devletlerinin emir komutasında Çanakkale’ye savaşmaya gelmiş olan
Nepal asıllı Gurka denilen askerlerin şehit ettikleri her Osmanlı askerinin
kulaklarını kesmek gibi iğrenç bir adetleri vardı. Almış olduğu kurşun yarası
ile kendinden geçmiş bir vaziyette baygın olarak yerde yatmakta olan Ahmet’in
üzerine çullanan bir Gurka askeri onunda kulağını kesmek ister. Tam bu sırada
küçük Ahmet’in çavuşu seslenir “Sakın kulağını verme Ahmet” bunun üzerine
kendisine gelen Ahmet son bir gayret ile gücünü toplar ve düşman askerini
öldürür. Daha sonra kendisi şehit edilir. Bu olaydan dolayı Ahmet “Kulağını
vermeyen şehit” olarak anılmaktadır. Küçük şehidimizin temsili olan mezar taşı
şu anda Hisarlık tepesi üzerinde Şehitler Abidesi yanındaki Şehitlik de
bulunmaktadır.

Adatepe Köyü, Akçaalan Köyü , Alpagut Köyü
Balcılar Köyü , Beybaş Köyü , Beyçayırı Köyü , Beypınarı Köyü
Çamyurt Köyü , Çataltepe Köyü , Çavuşköy
Dereköy , Dişbudak Köyü , Doğandere Köyü , Dumanlı Köyü
Ecialan Köyü , Güreci Köyü , Gökköy
Hacıgelen Köyü , Hacıömerler Köyü , Harmancık Köyü
Kangırlı Köyü , Karamusalar Köyü ,Karaömerler Köyü , Kemiklialan Köyü ,
Kocabaşlar Köyü , Kocaveli Köyü , Kırcalar Köyü , Kızıldam Köyü
Mecidiye Köyü , Nüsretiye Köyü , Subaşı Köyü , Suluca Köyü , Sındal Köyü ,
Taştepe Köyü , Yaylalar Köyü , Üçpınar Köyü
Yeniceköy , İlyasköy , Şahinli Köyü , Şevketiye Köyü

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çanakkale’nin Biga İlçesi

ÇANAKKALE BİGA İLÇESİ

Tarihçe:

Biga sözcüğünün Yunancada kaynak ve pınar anlamına gelen Pega sözcüğünden
Biga’ya dönüştüğü kuvvetli bir ihtimaldir. Pega sözcüğünden Pegasos türemiştir.
Pegasos eski Yunan’da ve çok Tanrılı dönemlerde insanlarca varlığı kabul edilen
efsanevi kanatlı attır. Pegasos sanatçıların hayal gücünü simgeler ve ozanlarca
ilham perisi sayılırdı.

Bellorophon Pegasos’a sahip olur ve onun sayesinde bir çok başarılar kazanır.
Gurura kapılarak göğe Tanrıların dağına kadar yükselmek ister. Bir at sineği ,
kanatlı atı ısırınca sırtındakini yere atar ve kendisi göklere çekilir. Bu
efsane günümüzde Biga’da anlatılan Balıkkaya efsanesine büyük benzerlik
gösterir.

Evliya Çelebi’ye göre: Biga’nın ilk fatihi Sultan Alaaddin’in beylerinde Bayboğa
olduğu için Biga’nın tarihteki adı değiştirilerek Boğa şehri denilmeye
başlanmıştır.

Eski Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlarından Hasan Ali YÜCEL, Türkiye’de Orta
Öğretim adlı kitabında Biga’dan bahsederken Biga’ya 19. yüzyıl başlarında Boğa
dendiğini, bunun yörenin boğalarıyla ün kazanmış olmasından kaynaklandığını
belirtmektedir.

Kocabaş Çayı dar bir boğazı andırdığı için Biga, boğaz şehri olarak da anılırdı.

Biga’nın Kuruluşu ve Milli Mücadele’ye Kadar Geçirdiği Safhalar

Arkeolog Selahattin Kandemir Truva Harabeleri adlı eserinde 12. Yüzyılda yaşamış
Bizans tarihçesi Anna Komnenos’a dayanarak Biga’nın Truva Kralı An Comenen
tarafından İ.Ö. 2000-1900 yılları arasında bir koloni kenti olarak kurulduğunu
yazmaktadır.

Bu antik kentin şimdiki Çiçeklidede mezarlığının 1 km. kadar güneybatısında
kalan Öğlenkavakları denilen yerde kurulduğu sanılmaktadır. Öğlenkavakları
denilen yerde eski temel kalıntılarına bolca rastlandığı gibi burada birkaç tane
de kaynak vardır. Bu yörede su kaynaklarının bulunması ve bunlardan yakın zamana
kadar faydalanılması, antik Pega kentinin bu yörede kurulmuş olabileceği
ihtimalini kuvvetlendiriyor. Antik kent ile ilgili, bu güne kadar arkeolojik bir
kazı yapılmamıştır.

Bilge Umar, Herodotos’a dayanarak Biga yarımadası yöresinin yerli halkının
Gergithes (Gergis) ler olduğunu kaydeder. Yöre İ.Ö. Xll-Xl yüzyıllarda
Balkanlardan gelen Frig’lerin eline ve İ.Ö. Xl-X yüzyıllarda yine Balkanlardan
gelen Misyalıların eline geçmiştir. İ.Ö. l. bin yılda Mysia (Balıkesir çevresi)nin
kuzey kısımlarına ve Biga Yarımadasının tümüne Phrygia (Hellespontos Phyrgria’sı)
denildiğini biliyoruz. Yine Bilge Umar İ.Ö. 1. bin yılın ilk çeyreğinde Marmara
Denizi’nin güney ve doğu kıyılarına Anadolu’nun yerli halklarından Bebrykler’in
tanrısı Priapos’un (Bereket Tanrısı) hakim olduğunu İ.Ö. 1000-700 yılları
arasında Anadolu’nun Ege kıyılarının ve Biga Yarımadası’nın Helenleştiğini
kaydeder.

Biga yöresine İ.Ö. 850-650 yılları arasında Balkanlardan Dorlar’ın önünden kaçan
ve önce İzmir, Aydın topraklarının bir bölümüne yerleşen ve daha sonra kuzeye
doğru Marmara ve Karadeniz kıyılarına kadar yayılan İonlar (İyonlar) egemen
olmuştur.

İ.Ö 560-546 yıları arasında Lidya Kralı bulunan Krezus zamanında Biga ve çevresi
Lidya krallığının yönetimine girmiştir. Lidya Kralı Krezus’u Pers Kralı Kiros’un
İ.Ö. 546 yılında yenilgiye uğratmasıyla da Lidya Krallığı’na ait topraklar, bu
arada Biga yöresine de İ.Ö. 546-334 tarihleri arasında Persler’in yönetimine
girmiştir.

Biga; İ.Ö. 334 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender ile Pers Kralı Dareios
arasında yapılan Granikos savaşını Büyük İskender’in kazanması üzerine Makedonya
İmparatorluğu’na bağlanmıştır. Dünya tarihinde önemli bir yere sahip olan bu
savaş Kocabaş Çayı (Biga Çayı) kıyısında, Biga yakınının Çınarköprü köyünün
kuzeyinde olmuştur. Granikos Savaşı Arrianos’un “İskender’in Anabasisi” adlı
eserinde en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır.

Büyük İskender’in İ.Ö. 323 yılında genç yaşta ölümü üzerine kurduğu imparatorluk
komutanları arasında paylaşılmıştır. Bu parçalanmadan meydana çıkan Trakya Kralı
Lysimachos İ.Ö. 302 yılında Biga, Bergama Krallığı’na bağlanmıştır.

İ.Ö. 133 yılında ölen Bergama Kralı 3. Attolos topraklarını Roma’ya bırakmış,
dolayısıyla da Biga yöresine de Romalılar egemen olmuştur.

İ.Ö. 73 yılında Biga yöresine kısa bir süre Pontos Kralı 7. Mithiridates egemen
olmuşsa da, Romalı Komutan Lukullus’un İ.Ö. 730 yılında Granikos Çayı kenarında
yaptığı savaşta 7. Mithiridates’i yenmesi üzerine yöre tekrar Roma egemenliğine
girmiştir. Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında ikiye bölünmesi üzerine Biga
yöresi Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. Anadolu Selçuklu
Devleti Hakanı Süleyman Şah zamanında yörenin bir kısmına kısa bir süre
Selçuklular egemen olmuşlarsa da, yöre daha sonra yine Bizans’ın eline
geçmiştir.

13 Nisan 1204 tarihinde Bizans’ın başkenti İstanbul’un Latinlerce
fethedilmesinden sonra Biga yöresi de Latinler’in eline geçti. 1205 tarihinde
patlak veren isyan sonucunda Latinler tam 1 yıl sonra Anadolu topraklarından
çıkarıldılar. Sadece Biga (Pega) şehri ellerinde kaldı. Daha sonra Bizans,
Latinler’i buradan çıkarmış ve yöreye tekrar hakim olmuştur.

Anadolu Türk Beylikleri zamanında Karesi Beyliği Biga yöresinin bir kısmına
egemen olmuştur. Osmanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk padişahı Osman Bey, Marmara
Denizi’nin güneyinde pek çok yer ele geçirmiş, sadece Erdek, Biga ve Ulubad
dolaylarıyla denize yakın küçük bir saha Bizans’ın elinde kalmıştır. Bu sırada
Edremit’te bulunan Bizans İmparatoru Mihael, kendisini güvenli hissetmediğinden
askerleriyle Erdek’e buradan da denize yakın küçük bir şehir olan Biga’ya
çekilmiştir. Biga’da bir süre önce, 8 Ağustos 1302’de büyük bir yer sarsıntısı
olmuştur.

14. yüzyılda iyice güçten düşen Bizans İmparatorluğu Türkler’e karşı Avrupa’dan
paralı askerler getirtmiştir. Eylül 1302’de Roger de Flor’un komutasında çoğu
İspanya’nın Katalanya eyaletinden geldikleri için kendilerine Katalanlar denen
askerlerden oluşan yaklaşık 8.000 kişilik bir müttefik filosunun geldiğini
görüyoruz. İmparator; Roger’a Büyük Düka ünvanını vererek, Anadolu topraklarını
Türklere karşı savunmasını istedi. Roger, Anadolu’ya girdiğinde şehirleri
yağmaladığı ve verdiği sözü tutmadığı için, İmparator Mihael, kendisini ziyaret
etmek için Biga’ya gelen Roger’i kabul etmedi. Roger, imparatordan 11.000 akçe
aldığında doğuya 3.000 askeriyle girmeyi ve öbürlerini terhis etmeyi vaad ettiği
halde, bunları Erdek, Biga ve Ulubad’a göndererek ücretlerini almadıkları
bahanesiyle Katalanlar’ı yanında alıkoydu. Roger’in ölümünden sonra Katalanlar
Biga yöresine yerleştirildiler. Bunlar bulundukları yerde rahat durmayarak
çevrelerini rahatsız etmeye başladılar ve Biga yöresine hakim oldular.
Turkopollar (Hrıstiyanlaşmış Türkler) ile birleşerek Bizans’a karşı bir ittifak
oluşturdular. Bizans İmparatoru Andranikos, bu ittifakı bozmak için
Turkopollar’ın Reisi Melih İshak’ı, Sultan İzzeddin’in oğullarından Mesud’un
kızıyla evlendirip, değerli hediyeler vermeyi vaad etti. Tarihçi Hammer’e göre,
Biga Hükümetini de vaad etmiştir. Melik İshak’ın bu teklifi kabul etmesi üzerine
Melik İshak Mesud’un kızıyla evlendirilerek Biga’ya gönderildi ve ona bu şehrin
valiliği verildi.

Orhan Bey’in ağabeyi Sultan Alaaddin’in beylerinden Bayboğa’nın Biga’yı alması
üzerine burası bir süre Alaaddin’in ikametgahı olmuş Sultan Alaaddin burada
şeyhlerin tarikatına mensup olmuştur.

Orhan Bey’in oğlu Şehzade Süleyman 1353’te Anadolu’dan Rumeli’ye geçişte geçiş
yeri olarak Biga’nın Kemer köyündeki iskeleyi kullanmıştır. Bu geçişten sonra
Çimpe Kalesi fetholunmuştur.

1355 tarihinde Trakya’da hemen hemen bütün şehirlere hasar veren büyük bir
deprem olmuş, Süleyman Paşa’nın Gelibolu’da bırakmış olduğu surların yıkılan
kısımlarından girerek şehri zapt etmişlerdir. Süleyman Paşa bu sırada Çanakkale
Boğazı’nın beri yanında Biga (Pega) şehrinde bulunuyordu.

Daha önce de bahsettiğimiz üzere, Biga Orhan Bey zamanında Osmanlı topraklarına
katılmıştı. (1344 yılı sonrası) Ancak üzerinde fazla durulmadığından, daha sonra
yine Katalanlar’ın eline geçmiştir.

Papa 5. Urben’in teşviki ile düzenlenen Haçlı Seferi üzerine, Sırp Sındığı
Savaşından önce Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa, büyük bir düşman ordusunun
yaklaşmakta olduğunu Bursa’da bulunan 1. Murat’a bildirerek yardım istemiştir.
Bunun üzerine 1. Murat büyük bir kuvvetle yola çıkmış, ancak Rumeli’ye geçmeden
önce Biga’nın alınması gerektiğine karar vermiştir. Şehir karadan ve denizden
kuşatılarak fethedilmiştir. Bu sırada Sırp Sındığı Savaşı’nın kazanıldığı haberi
geldi. Tarihçiler, Biga’nın fethedilmesi konusunda değişik tarihler kaydederler.
Mehmet Neşri, Namık Kemal, Ahmet Cevdet Paşa, fethin 1364-1365 tarihinde
olduğunu kaydederler. Aşık Paşaoğlu Tarihi, fethin tarihini daha açık bir
şekilde vererek, fethin 28 Eylül 1364-17 Eylül 1365 tarihleri arasında olduğunu
belirtir. Nişancı Mehmet Paşa fethin 1362’de Gelibolu’nun fethinden dönerken
gerçekleştiğini, Hammer 1363 tarihinde fethedildiğini kaydeder. Osmanlı
tarihçisi Hoca Saadettin Efendi de, Tacü’t Tevarih adlı eserinde Biga’nın
Gelibolu’nun fethinden dönerken alındığını yazar.

Biga Türkiye sınırlarına katıldığında Osmanlı Devleti’nde mülki yönetim
bölümleri

Liva (Sancak) ve Kaza (İlçe) olarak iki kısımdan oluşuyordu. Biga, Kanuni
Süleyman dönemine kadar kaza olarak yönetildi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde
ülke eyaletlere ve sancaklara ayrılınca Biga Sancak’a dönüştürülmüş ve Biga
Sancak’ı adıyla merkezi Gelibolu’da olan Cezayir-i Bahr’i Sefid (Akdeniz
Adaları) eyaletine bağlanmıştır. O dönemde Biga Sancak’ı bugünkü Çanakkale
ilinin Anadolu’da olan topraklarını kapsıyordu, hatta Balıkesir ili topraklarını
da içine alıyordu.

Biga Sancak’ının Cezayir-i Bahr-i Sefid (Gelibolu) eyaletine bağlılığı 19.
yüzyıl ortalarına kadar sürmüştür. 1867’de Çanakkale (Kale-i Sultaniye)
Cezayir-i Bahr-i Sefid ilinin merkezi yapılınca Biga bu sefer kazaya
dönüşmüştür. 1877 yılında Cezayir-i Bahr-i Sefid ilinin merkezi Rodos’a
taşınmış, şimdiki Çanakkale ilinin Anadolu yakasındaki toprakları Biga Sancak’ı
adıyla hükümet merkezi olan İstanbul’a bağlanmıştır.

1881’de Biga Sancak’ı ile Karasi Sancak’ı birleştirilmiş ve Karesi ili adıyla
yeni bir il kurulmuştur. Bu bağlılık 1888 yılına kadar sürmüştür. Bu tarihten
sonra Biga Sancak’ı buradan ayrılarak tekrar bağımsız Biga Sancak’ı adıyla
İstanbul’a bağlanmıştır.

1. Dünya Savaşı’nın ikinci yılında sancak merkezi Çanakkale’den güvenlik
açısından tekrar Biga’ya taşınmıştır Biga savaş yıllarında Çanakkale
Savaşları’nda yaralanan gazilerimizi sinesinde barındıran bir hastane kenti
olmuştur. Savaşın sonuna doğru Biga Sancak’ının merkezi tekrar Çanakkale’ye
taşınmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Ocak 1921 tarihinde kabul ettiği 85 numaralı
Anayasa Kanunu gereğince, ülke mülki yönetim bakımından illere, iller ilçelere,
ilçeler bucaklara bölünmüş, Biga bu tarihten itibaren ilçe durumuna gelmiştir.Yunanlıların Çekilişi ve Türk Ordusunun Biga’ya Gelişi12 Eylül 1922’de Biga’daki Yunanlılar Karabiga’dan gelen İngilizler’e Biga’yı
teslim ederek Bandırma’ya doğru çekilmeye başladılar.Yunan ordusunun Biga’dan çekilişinin dördüncü günü (16 Eylül 1922) Biga’daki
Aznavur ve Yunan taraftarı olanlar, çeteler tarafından öldürülmüştür.18 Eylül 1922 tarihinde Gönen’den yola çıkan Aşir Paşa Tümeni akşama doğru
Biga’ya girerek hükümet binasından Yunan bayrağını indirip şanlı Türk bayrağını
çekmiştir. Böylece Biga Anavatan topraklarına katılmıştır.

NOT: Cumhuriyetin ilk yıllarında geniş bir idari alana sahip olan Biga,
kendisine bağlı bulunan Yenice bucağının 1945, Çan bucağının da 1949 yılında
ilçe merkezine dönüşmesiyle bucak sayısı 7 ye, köy sayısı da 110 a düşmüştür.
Bugün ise 5 belde ve 107 köyü bulunmaktadır.

Biga Tanıtım – Biga’da Turizm ve Çevre
İlçemizde mevcut durumuyla turizm gelişmemiştir. Ancak Biga ilçesi milattan önce
480 yılında kuruluşuyla birlikte Biga mülki hudutları içerisinde kalan Karabiga
Beldesinde PİRİAPOS ve Kemer köyünde PARİON antik şehirleri bulunmaktadır.
Ayrıca 191 yılında Büyük İskender ile Yunan ve Roma savaşlarının (Granikos)
savaş alanı Biga Kocabaş Çayı üzerindedir.
Ayrıca eski Roma’dan kalma çoğunluk olarak Gümüşçay Beldesi hudutlarında kalan
bir çok alanda tümülüsler(oda mezarları) bulunmaktadır.
Biga merkezde kültür ve tabiat varlığı olarak koruma altına alınan tarihi eser
niteliğinde bazı önemli değerler bulunmaktadır. Bunlar;
Çarşı Cami ve Büyük Şadırvan
Ulu Cami
Kurşunlu Cami
Mehmet Rüştü Irmak Konağı
Halimbey Konağı
Biga Şehitliği Giriş Kapısı ve Kaidesi… v.b.
Biga 72 km. Marmara sahiliyle Gönen-Denizkent’ten, Lapseki-Gürece istikametinde
Karabiga Beldesine kadar genellikle düz olup, doğu-batı doğrultusunda uzanır. Bu
uzantı kumsal bir kıyı şeridi oluşturur. Karabiga beldesinde kuzeye ve hafif
doğuya kıvrılarak, doğal bir liman oluşturur. Kale Burnu’ndan, İnce Burun’a
kadar güney-kuzey yönüne uzanan kıyı daha sonra doğu-batı doğrultusunda Aksaz,
Papaz ve Sarıburun çıkıntıları ile göze çarpar. Daha sonra gelen Kemer Burnu’nda
güneye kavis veren kıyı kuzey rüzgarlarına karşı doğal ve tarihi Kemer Limanını
oluşturur.
Karabiga-Kemer arası kıyı oldukça girintili çıkıntılı olup yer yer kıyı kordonu
ve yer yer küçük koylara rastlanır.
Genel olarak görsel değeri yüksek sahiller ve doğa-deniz, yeşil-mavi bir aradadır.
Tarım alanları dışında ilçede 5.299 hektar ormanlık arazi mevcuttur. İlçede
turizme cevap verecek otel, motel, pansiyon ve kamplar yeterli düzeyde değildir.
Yalnızca İl Özel İdaresinin mülkiyetinde olup, özel sektör tarafından işletilen
44 odalı termal kaplıca tesisleri 2008 yılı başından itibaren etkili bir biçimde
hizmet vermektedir.
İlçemizde turizm ve çevre potansiyeli yeterince değerlendirilememektedir.
Biga sahilleri, ovaları, akarsuları, gölleri, dağlarıyla muhteşem bir doğal
zenginlik potansiyeli oluşturur.
Özellikle Kalafat Köyü’nün hudutları içerisinde bulunan Nilüfer Gölleri
ayrıcalıklı özellik arzeder. Yüzeyleri nilüfer çiçekleriyle kaplı göl kümeleri
adeta Biga’nın Abant’ı denilebilecek güzellik arzeder.

Biga Tanıtım – Biga’da Ekonomik Hayat
Biga ilçesi jeopolitik öneminin yanında ekonomik açıdan da Çanakkale
ekonomisinin lokomotifi konumundadır. İlçe ekonomisinin ana belirleyici unsuru
tarım ve hayvancılıktır. Tarım ürünleri ve hayvansal ürünlerin Çanakkale
genelinde üretilen toplam miktarın % 50 kadarı Biga’da üretilir. Tarım
genellikle makine ile yapılmakta olup, üst düzeyde teknolojiden
yararlanılmaktadır.
Yörenin verimli topraklarında buğday, pirinç, günebakan, baklagiller ve her
türlü sebze meyve yetiştirilir. Cevizli lokumu, peynir helvası ve köftesi meşhur
olan Biga’mızda üretilen “peynir tatlısı” ülkemizin dört bir yanında talep gören
bir gıda mamulü haline gelmiştir.
İlçemizin ana gelir kaynağı “tarım ve hayvancılık” olmakla birlikte son yıllarda
sanayi sektöründe de önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bazı sanayi kuruluşları
Biga’dan dünyanın bir çok ülkesine üretmiş oldukları mamulleri ihraç
etmektedirler.
Ticari hayat Biga’da çok canlıdır. İlçe merkezinde yaklaşık 3500 adet irili
ufaklı işyeri mevcut olup ülke genelinde üretilen yada ithal edilen tüm mal ve
hizmetleri Biga’da bulmak mümkündür. İnsanı çalışkan ve girişimci bir ruha
sahiptir.
İlçede tarıma dayalı sanayi gelişme göstermekle birlikte, sanayi kuruluşları
İÇDAŞ Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım Sanayi A.Ş., DOĞTAŞ Mobilya Fabrikaları,
DEMKO Salça Fabrikası, Yalçın Tesisat Plastik Malzemeleri A.Ş., Güneş Gıda Sebze
Kurutma Fabrikası, Biga Kalsit Sanayi, Bulteks Tekstil Ltd. Şti., Omya
Madencilik A.Ş., Yem Fabrikaları, Un Fabrikaları , Süt İşleme Tesisleri, Deri
İşleme Tesisleri olarak dağılım göstermiştir.
Tarım ve hayvancılıktaki modernizasyon ve buna bağlı olarak üretim
potansiyelinin yükselişi, Bakacak ve Taşoluk Barajlarının devreye girmesi ile
binlerce dönümlük yeni arazilerin sulanabilir olmasıyla ilçemiz adeta bir gıda
cenneti olmaya adaydır.
Organize sanayi bölgesindeki fabrika bacalarının bir bir yükselişi İÇDAŞ ve
DOĞTAŞ gibi büyük sanayi kuruluşlarının yatırımlarını arttırarak devam etmeleri
giderek şehrimizin bir sanayi merkezi,
Ayrıca yaklaşık 4000 öğrencinin eğitim gördüğü Çanakkale Onsekiz Mart
Üniversitesi Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Biga Meslek Yüksek
Okulu ile, ilçemiz ülkemizin önemli kültür merkezlerinden biri olmaya namzettir.
Biga ilçe merkezi modern şehir yaşamına dair bir çok sorununu aşmış, bazı şehir
donatıları açısından ilkleri gerçekleştirmeyi başarmıştır.

Çanakkale Biga Belde ve Köyleri
Abdiağa, Adliye, Ahmetler, Akkayrak, Akköprü, Akpınar, Aksaz, Akyaprak, Ambaroba,
Arabaalan, Arabakonağı, Ayıtdere, Aziziye, Ağaköy,
Camialan, Cihadiye,
Danişment, Dereköy, Değirmencik, Dikmen, Doğancı,
Elmalı, Emirorman, Eskibalıklı, Eybekli, Eğridere,
Gemicikırı, Geredelli, Gerlengeç, Geyikkırı, Göktepe, Güleç, Gümüşçay,Gündoğdu,Gürgendere, Gürçeşme, Güvemalanı,
Hacıhüseyinyaylası, Hacıköy, Hacıpehlivan, Harmanlı, Hasoba, Havdan, Hisarlı,
Ilıcabaşı, Işıkeli,
Kahvetepe, Kalafat, Kaldırımbaşı, Kanibey, Kapanbeleni, Karaağaç, Kara,
Karahamzalar, Karapürcek, Katrancı, Kayapınar,
Kaynarca, Kazmalı, Kaşıkcıoba, Kemer, Kepekli, Kocagür, Koruoba, Kozçeşme,
Osmaniye, Otlukdere, Ovacık, Paşaçayı, Pekmezli,
Ramazanlar,
Sarıca, Sarıkaya, Sarısıvat, Sarnıçköy, Sazoba, Selvi, Sinekçi, Sığırcık,
Tokatkırı, Türkbakacak,
Yanıç, Yenice, Yenimahalle, Yeniçiftlik, Yeşilköy, Yolindi, Yukarıdemirci,
Çakırlı, Çavuşköy, Çelikgürü, Çeltik, Çeşmealtı, Çınardere, Çınarköprü,Çömlekçi,
Örtülüce,
İdriskoru, İlyasalanı, İskenderköy,
Şakirbey, Şirinköy,

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çanakkale Kordon Düzenlemelerine Devam

 ÇANAKKALE KORDON BOYUNA HEYKELLER KONULDU

Tarihi ve doğal güzellikler bulundukları alanları
ayrıcalıklı kılan, turizm ve ekonomi adına katma değeri
yükselten çok önemli unsurlardır. Dünyaca ünlü kentlerde ise
onları akıllarda kalıcı izler bırakarak unutulmaz kılan
unsurlar meydanları ve heykelleridir.


Kentlerin ortak yaşam alanları olan; meydan, bulvar,
park ve benzeri mekanların değerlendirilmesinde, sanata olan
algıların gelişmesinde ve yaygınlaşmasında zengin, görsel
bir unsurdur heykel. Aynı zamanda kentin estetik değerine
katkı sağlayan, kenti tanıtan, kentin modern yüzüdür de.
Heykeller estetik ve kültür öğesi olarak modern kentlerin
olmazsa olmazlarıdır… Heykeller geçmişini koruyarak gelişmiş
kentlerin adeta bir belgesi, önünde hatıraların canlandığı
kentlerin çağdaş fotoğraflarıdır.



Heykeller kente ait bir anlatım aracı olmanın yanı
sıra, kimi zaman ulusal mücadelemizi, kimi zaman kültür
unsurlarımızı, geçmiş ve gelecek birikimlerimizi kentin
duyarlılığıyla gelecek nesillere aktaran bir belge
niteliğini de taşır… Heykeller kentin en güzel mekanlarının
değerlerini arttırmasının yanında, sıradan mekanları da
görünür kılan unsurlardır.



2010 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
tarafından düzenlenen, Çanakkale Belediyesi’nin desteklediği
Taş Heykel Çalıştayı da bu düşüncelerden yola çıkılarak
gerçekleştirilen bir projedir.


Çalıştay eserleri; çağrılı onu yabancı, üçü Türk
olmak üzere on heykel sanatçısı tarafından gerçekleştirildi.
Tamamı mermer taştan oluşan heykeller 2 ile 2.5 metre
boyutlarında ve Çanakkale ilinin değerlerini temsil eden
temalardan oluşmaktadır.

Çalıştaya katılarak eserlerini kentimize armağan
eden heykeltıraşlar; Ali DİRİER, Neslihan PALA, Hakan
ŞENGÖNÜL, Özlem BULUT, Mincho Vasilev MİNEV, Vahid Novruzov,
Natalie CHISTYAKOVA, Irodion GVELESIANI, Tulyagan
TADJIKHODJAEV, Sultan RUSTAMOV, İsmayil HUSEYNOV, Andras
ENGLER’ dir.

Kordon düzenleme
çalışmaları kapsamında, Troia Atı çevresinde ki Troia
Meydanı’na Bulgar sanatçı Mincho Vasilev MİNEV’in “Dokunuş”
isimli eseri, Rus sanatçı Natalie CHISTYAKOVA’nın “Troia
Askeri” isimli eseri, Hakan ŞENGÖNÜL’ün “Truva Kayığı”
isimli eseri, Gürcü sanatçı Irodion GVELESIANI’nin “Çömlekçi
Kral” isimli eseri yerleştirilmiştir.

Kentimize yerleştirildikleri an itibarı ile
heykeller artık hepimizindir. Her santimetrekaresinde güç
koşullar altında gerçekleştirilmiş sabrın, emeğin, alın
terinin bulunduğu heykelleri korumak, yaşatmak kentliler
olarak hepimizin ortak sorumluluğudur.

28.02.2012

Genel kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çanakkale’nin Ezine İlçesi

ÇANAKKALE’NİN EZİNE İLÇESİ
Coğrafi Yapısı:
Ezine İlçesi Çanakkale İline bağlıdır. Çanakkale İzmir karayolu içinden
geçer. Çanakkale’ye 42 m uzaklıktadır. Doğuda Bayramiç, batıda Ege Denizi,
güneyinde Ayvacık ilçesi ,kuzeyde Çanakkale ili ile çevrilidir.
Ezine ve çevresi ikinci zamanda (mezozoik çağda) meydana gelmiştir. Bunun en
büyük kanıtları bölgede çıkarılan kireç taşı, kurşun,demir ve mermer gibi maden
alanlarının jeolojik yapılarıdır. Ezine ve çevresi aynı zamanda oldukça büyük
bir volkanik kütle üzerindedir.
Ezine, düzlük(ova) bir alan üzerinde kurulmuştur. Bu geniş ovanın batısı ,
kuzeyi ve güneyi alçak tepelerle çevrilidir. Bu tepelerin en yüksekleri Zambak
Tepe ve Çığrı Tepeleridir. İlçe sınırları içerisinde Ezine ovasının dışında
Üsküfçü, Kestanbol, Kızılköy ve Mahmudiye ovaları vardır. Ovalarının hepsi
sulanabilir arazilerdir. İlçenin en büyük ve önemli akarsuyu Menderes Çayıdır.
Menderes Çayı Kaz Dağlarının kuzey yamaçlarından doğarak gelir.Ezine ovasını
suladıktan sonra ilçenin kuzey-batı istikametinde Çanakkale Boğazı’na dökülür.
Akçin Çayı ise Ezine’nin içerisinden geçerek Menderes Çayı ile birleşir. İlçe
sınırları içindeki Şeytan Deresi, Kocalaş Deresi, Andık Deresi, Koca Tepe
Deresi,Uzunalık Deresi ve Çatak Deresi Menderes Çayı ile birleşir.
Bu arada son yıllarda yapılan Kemallı ve Bahçeli Göletleri tarım arazilerinin
sulanmasına yardımcı olmaktadır.
İlçede genelde Akdeniz ikliminin bitkisi olan maki görülmekle beraber batısı ve
kuzey-batısı ormanlarla kaplıdır. İlçe ormanlarının asıl türü kızıl çamdır. Ağaç
türlerinden ise meşe,ardıç, akçakesme ve karayemiş çeşitleri görülür. Bu arada
sahil kesiminde geniş alanlar zeytin ağaçları ile kaplıdır.
Ezine , Marmara ve Ege Bölgelerinin geçiş alanındadır. Bu bakımdan iki bölgede
görülen iklim özellikleri Ezine’ ye yansır. Yazları sıcak ve kurak , kıları ise
ılık ve yağışlıdır.
Yağışlar genellikle yağmur halindedir. Kış bitiminde de sıkça kırağı yağar. Kış
aylarında zaman zaman kısa sürelerle kar yağar. Son yıllarda ekolojik denge
bozukluğundan mevsim içinde mevsim normallerinin dışında hava şartları da
görülmektedir. Yapılan meteorolojik gözlemlere göre en soğuk ay ocak ve şubat
ayları olup en soğuk ay ortalaması -4 ila -5 derecedir. En sıcak ay ise temmuz
ve ağustos ayları olup en sıcak ay ortalaması 25 ila 35 derece arasındadır.
Yıllık yağış bakımından en yağışlı aylar Kasım,Aralık,Mart ve Nisan aylarıdır.
Ortalama yağış miktarı yılda 626 mm’ dir. En yağışsız aylar ise Temmuz ve
Ağustos aylarıdır.
Ezine yerleşim yeri bakımından etrafı tepelerle çevrili bir konumda olduğundan
nem ortalaması oldukça yüksektir.
Ezine, tarihi dokusuyla Ege denizine olan bağlantısı ve şifalı yer altı suları
ile pek çok doğal ve görsel zenginliği bünyesinde barındıran nadir
ilçelerimizden birisidir. Çanakkale iline bağlı olan Ezine ilçesi doğuda
mitolojik efsanelere konu olan İda dağı bugünkü adıyla Kazdağı, batıda Ege
denizi, güneyde Ayvacık ilçesi, kuzeyde Çanakkale ili ile çevrilidir. Ezine ve
çevresi 2.mezozoik çağda meydana gelmiştir. İlçe düzlük bir alan üzerinde
kurulmuştur. Kazdağlarının kuzeyinden doğup, ilçenin ovasından geçip Çanakkale
boğazına dökülen Menderes çayı ve ilçeyi ikiye ayıran Akçin çayı zengin bir
topografya oluşturmaktadır.
ABDURRAHMAN CAMİİ : Cami Orhangazi döneminde M.1310 yılında yapılmıştır.Kurucusu
Abdurrahman Bey ‘dir.Camii halk arasında ise Ulu camii olarak söylenir.
SEFERŞAH CAMİİ : Yıldırım Beyazıt döneminde yaptırılmıştır.Camii ilçenin
merkezinde küçük bir mescittir.Caminin avlusunda Seferşah Bey’in temsili kabri
bulunmaktadır.
ZEYTİNLİ CAMİİ : İlçenin içindeki köprünün batısındadır.Hicri 1970 yılında inşa
edilmiştir.Kurucusu Kethüd Mehmet Efendi ‘dir.
SEFERŞAH HAMAMI : Ezine içinde köprübaşında büyük bir çifte hamamdır.Geniş kubbeli soğukluk küçük bir ılıklık ve halbet bölümlerinden oluşmaktadır.8 köşeli
göbek taşının çevresinde 3 eyvan ve 2 halbet vardır.
AHİ YUNUS TÜRBESİ : Türbedeki üç sandukadan birisi Ahi Yunus’a diğer ikisi onun
kardeşlerine ait olduğu ifade edilmektedir. Türbe 1324 yılında Gazi Süleyman
Paşa tarafından yaptırılmış olup, ahşap ve kiremit örtülü ve geniş pencereli bir
yapıdır. Kasabanın fatihi gözüyle bakılır. Türbenin bugünkü hali yakın zaman
mimarisidir.
EREN DEDE : Ezine ‘nin güneyinde yer alan adını verdiği tepenin üzerinde
bulunmaktadır.Kimliği hakkında bilgi yoktur.Her yıl Nisan ayının 3. Pazarında
yapılan ziyaretler geleneksel hale gelmiştir.
KEMALLI KÖYÜ CAMİİ : 14.yy ‘da 1.Murat döneminde yapılmıştır.Tek kubbeli ana
mekan ve çapraz tonozlu revaktan oluşmaktadır.
KEMALLI HAMAMI : Bölgenin en eski Osmanlı hamamıdır.Kemallı köyünde inşa edilen
hamam soğukluk,ılıklık ve iki halbet bölümlerinden oluşan küçük bir yapıdır.
ASLAN BEY TÜRBESİ : Kemallı köyünde caminin kuzeyindedir.1383 yılında Selçuklu
dönemi üslubunda yapılmıştır.
NEANDREİA : Neandreia kalesi Ezine ,Mahmudiye ovalarını ve sahile tam manasıyla
hakim bir yerde inşa edilmiştir.630000M2’ lik bir alanı kaplayan yerleşim
yerinin surları ve kuleleri çok ilginçtir.Kulelerin bir kısmı M.Ö.5. YY da bir
kısmı da M.Ö.4.YY da yapılmıştır.Döneminin en önemli kalelerindendir.Tapınağın
güney doğusunda Apollon’un bir heykelinin bulunduğu yazılı kaynaklar ile
bildirilmektedir.
ALEXSANDREİA TROAS : Alexsandreia Troas kenti M.Ö.310 yılında Antigonos
tarafından kurulmuştur.Bir süre sonra Avrupa ve Asya kıtaları arasında kavşak
noktası olan Hellespont ‘a yakın konumu nedeniyle Truva ‘nın eski konumunu
almıştır.İyi korunmuş limanından dolayı deniz yollarının kontrolünü ele
geçirmiştir.Bundan öte kent ekonomik tarım ve toprağın doğal zenginliği ile de
güçlenmiştir.Kentin ikinci kez canlanışı Roma İmparatoru Augustos tarafından
gerçekleştirilmiştir.Koloninin burada kurulmasının nedenlerinden biri de
Sezar’ın Alexsandreia Troas’ın başkent olabileceğini düşünmesidir.Buna benzer
bir fikir Büyük Konstantin’in de aklından geçmiştir.Ancak daha sonra Bizansın
başkentinin Konstantinopel olmasına karar verilmiştir.Kentin 19.YY’a kadar Eski
İstanbul adını taşıması bu düşüncenin olası bir mirasıdır.Alexsandreia Troas
erken Hristiyanlık döneminde önemli bir rol oynamıştır.Havari Poulus kenti iki
kez ziyaret etmiş ve Avrupa’ya Hristiyanlık dinini ilan etmeye karar
vermiştir.Halen hamamı ,sarayı ,limanı ,çarşısından kalıntılar
bulunmaktadır.Dünya turizmi açısından ve Hristiyanlığın başlangıç noktası
olmasından dolayı büyük önem taşımaktadır.
KAPLICALAR : Antigon zamanında kullanılmıştır.Rivayetlere göre İsa Peygamber’in
havarilerinden Saint Paul buraya gelip bir ölüyü kaplıcaya sokmak suretiyle
diriltmiştir.Kaplıcada sertlik derecesi 0 olan bir içme suyu vardır.Konaklama
için otel , lokanta ve ayrıca kür için banyo ile havuzlar vardır.Yapılan
analizlere göre 1 lt suda antyonlar olarak 2681 mg-klor,32 mg-sülfat,3
mg-nitrat,336 mg-hidro karbon ve kanyonlar olarak 2396 mg-sodyum,624 mg
kalsiyum,22 mg magnezyum bulunmaktadır.Kaplıca suyunun sıcaklığı 54-75 derece
arasında değişmektedir.Kaplıca kadın fenasül hastalıklarına ,cilt hastalıklarına
,romatizma ,siyatik gibi hastalılara iyi gelmekte bağırsak parazitleri için
tedavi edici nitelik taşımaktadır.
TAVAKLI SAHİLLERİ : Oksijen dolu ormanları ,tertemiz denizi ve doğasıyla turizme
kucak açan cennet bir köşedir tavaklı sahilleri.Yıllar boyunca medeniyetlerin
beşiği olmuştur.Her türlü deniz sporlarının yapılabileceği bir mekan olan
tavaklı sahillerinin aynı zamanda bünyesindeki ormanlarda da her türlü sporu
yapmak mümkündür.
DALYAN KOYU : Ormanla denizin ,geçmişle geleceğin buluştuğu Dalyan koyu
keşfedilmemiş bir doğa harikasıdır.Bereketli denizinden çıkan ürünleriyle
,radyoaktif sahiliyle geçmişten buyana bir liman şehri olması itibariyle önemli
bir koydur.
EZİNENİN KÖYLERİ:Akçakeçili, Akköy, Aladağ, Arasanlı, Alemşah, Bahçeli, Balıklı, Belen, Bozalan, Bozeli, Bozköy, Çamköy,
Çamlıca, Çamoba, Çarıksız, Çetmi, Çınarköy, Dalyan, Derbentbaşı, Güllüce,
Hisaralan, Karadağ, Karagömlek, Kayacık, Kemallı, Kızılköy, Kızıltepe, Koçali,
Köprübaşı, Körüktaşı, Köseler, Kumburun, Mecidiye, Pazarköy, Pınarbaşı,
Sarısöğüt, Üvecik, Yeniköy, Gökçebayır, Üvecik
Genel kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çanakkale’nin Ayvacık İlçesi

 ÇANAKKALE AYVACIK İLÇESİ

 

Doğal güzellikleri, taş evleriyle ülkemizde ve dünyada ün yapmış küçük bir
kent Ayvacık. On altıncı yüzyıl başlarında yerleşimin başladığı bu topraklarda,
dünyanın ilk felsefe okulunun kurulduğu, yüzyıllar boyu bir çok medeniyete ev
sahipliği yapıldığı bilinmektedir.“Organik Kültürler Diyarı”olarak hafızalara
kazınan Ayvacık, sahip olduğu doğal güzellikleriyle yüzyıllar boyu dikkatleri
üzerine toplamıştır. Turizm, tarım ve hayvancılık yaparak geçimini sağlayan
yerli halkın sıcaklığı ve misafirperverliği şirin ilçeye geldiğiniz ilk andan
itibaren fark edilebilmektedir

 

Coğrafi ve Tarihi Özellikleri

Ayvacık, sırtını Antik dönemlerin efsaneleriyle beslenen İda Dağı’na (Kazdağı)
dayayan; yüzünü birçok efsanenin doğuşuna kaynaklık eden Ege Denizi’ne çeviren
yeşilin ve mavinin en güzel tonlarının yaşandığı bir kavşaktır.

 

Asya’nın ve elbetteki,Anadolu’nun en uç noktası olan Bababurnu ilçe sınırları
içindedir. Bababurnu’ndan Midilli Adası yalnızca 4 mildir.İlçenin 78 km’ lik
uzun bir sahil şeridi vardır. İlçenin yüzölçümü 874 km² dir. Denizden yüksekliği
270 m olan volkanik bir plato üzerinde bulunan ilçe, arazi yapısı bakımından
dağlık ve tepeliktir. İlçenin en büyük ovası 30 km² ile Tuzla Ovası’dır. Bunu
Kösedere ve Babakale Ovaları izler.

 

Ayvacık ilçesine bağlı 64 köy ve 2 belde bulunmaktadır. İlçe genelinin nüfusu
30640′ tır. Yöre halkı, oldukça zengin bir kültür yapısına sahiptir. Her ikisi
de Oğuz kökenli Yörük ve Türkmen köylerinde, kendilerine özgü kültürel
farklılıklar yaşanmaya devam etmektedir. Ayvacık köyleri, bulundukları mevkilere
göre; kuzey tarafına düşen Kaz Dağı eteklerindeki orman köyleri Dere kolu ;
güneydoğusuna ,- Küçükkuyu istikametine- düşen köyler Yalı kolu ve güney
batısında – Baba Burnu yönünde- bulunan köylerimiz ise, Kıran kolu olarak
adlandırılmıştır. Dere kolu köyleri çoğunlukla orman işleriyle ve hayvancılıkla
geçimini sağlar. Yalı kolu ise, zeytinciliğin miktar ve kalite olarak yüksek
olduğu bölgemizdir. Kıran kolu adından da anlaşıldığı üzere Türkiye
ortalamasının çok altında yağış alması sebebiyle ziraata elverişli değildir. Bu
köylerimizde küçükbaş hayvancılık ve halıcılık en önemli üretim alanıdır. Yaz
ayları geldiğinde Kaz Dağları’na olan göç halen sürmektedir.

 

Yapımı devam eden Ayvacık barajının ve sulama kanallarının bitmesiyle birlikte
yöremizde sulanabilen alan genişleyecek ve uğraşılan zirai konular miktar ve
cins itibariyle artış gösterecektir. Dağları denize paralel olarak uzanmakta ve
sahil şeridinde olağanüstü güzel koylar birbirini izlemektedir. Son yıllarda
yoğun ilgi gören bu koylar, turizm için cazibe merkezi haline gelmeye
başlamıştır.Ekolojik dengeler korunarak turizme açılan bu bölgelerimiz, Ayvacık
halkının geleceğinin sigortasıdır. Turizmin yanı sıra zeytincilik ve zeytinyağı
üretimi, halı dokumacılığı, odun kömürü, peynir ve hayvancılık önemli gelir
kaynakları arasındadır.

 

Ayvacık ilçesinin Edremit Körfezi’ne bakan güney kıyısı Akdeniz ikliminin
etkisini gösterirken, iç kısımlara gidildikçe Marmara ikliminin etkisi
artmaktadır.

 

Rivayete göre; Kızılcatuzla kazasına bağlı 15-20 hanelik küçük bir yerleşim yeri
olan Ayvalıoba’nın Dere Mahallesinden 1514 yılında Türkmen Safavi İmparatoru Şah
İsmail le yapılan Çaldıran Savaşı’na katılan ve ismini bilmediğimiz bir
delikanlı, zaferden sonra Osmanlı Ordusu’yla Güney Azerbaycan’ın başkenti ve
Yoğun Kızılbaş Türkmen Nufusun yaşadığı Tebriz’e gider. Tebriz’de Kızıl
tuğlalardan yapılmış bir han avlusunda dinlenirken hanın sahibesi olan Tebriz’li
Ümmühan Hatun ile tanışır. Zengin bir dul olan Tebriz’li Ümmühan Hatun, askerde
ölen kocasına çok benzettiği Ayvalıobalı adsız kahramanla evlenerek oradaki
bütün mal varlığını satar ve kasabamıza gelip yerleşir.

 

Ayvalıoba’ya yerleşen Ümmühan Hatun ve eşi, ilk iş olarak çevredeki Küplü,
Doğanlar, Garipçeler, Tekke ve Çaltı obalarını dolaşarak buralarda yaşayanları
Ayvalıoba’ya davet etmişler ve bu obaları kaynaştırıp bütünleştirmişlerdir.
Ümmühan Hatun, bu sürede köyünün kasaba olmasını sağlamış ve burada beraberinde
getirdiği para ile kendi adını verdiği, bugün yeniden yapılmış olan “Ümmühan
Hatun” camiini yaptırmıştır. Daha sonra, yaklaşık 10 km mesafeden kasabasına su
getirmiş, bir de hamam yaptırarak yerleşen obalara rahat bir ortam sağlamıştır.
Daha önceleri Kızılcatula olan kasabanın ismi geçen yüzyılın başlarında AYVACIK
olarak değiştirilmiştir.

 

İlçemiz, ilkçağlardan bu yana çeşitli kavimler tarafından yerleşim alanı olarak
kullanılmıştır.Bölgede yaşayan ilk toplulukların Mysyalılar ile Luviler olduğu
sanılmaktadır. Ardından Hititler, Lidyalılar ve Persler’in hakimiyetine
girmiştir.M.Ö. 334′te Büyük İskender’in aldığı bu bölge, onun ölümüyle Bergama
Krallığı’na bağlanmış, daha sonraları ise , Roma ve Bizans idaresine girmiştir.

 

Selçuklu Beyleri’nden Emir Çaka Bey bugünkü Ayvacıklıların ataları sayılan pek
çok Oğuz, Türkmen boyunu (Ahmetli, Çetmi(Çepni), Nusratlı,Karakeçeli, Bektaş,
Balabanlı, Kızılkeçeli…vb.) bölgeye yerleştirmiştir. Bu boylar, Haçlı
Seferleri sırasında bölgeden geçen Haçlı ordularına karşı koy-muşlardır. 1296′da
Balıkesir’i başkent yaparak beyliğini kuran Çaka Bey Bayramiç, Ezine ve Ayvacık
civarını da topraklarına kattı. Karesi Bey’in ölümünden sonra başlayan taht
kavgalarından faydalanan Osmanlılar, I. Murat zamanında Ayvacık bölgesini alarak
yarım asır süren Karesi hakimiyetine son vermişlerdir. Karesi Bey’in kurduğu
Kızılcatuzla kazası I. Murat devrinden itibaren bölgenin merkezi haline
gelmiştir. Fakat ulaşım güçlüğü sebebiyle ilçe merkezi, 1876′da Ayvalıoba’ya
(bugünkü Ayvacık) nakledilmiştir.

 

Kurtuluş Savaşı döneminde Yunanlılar, 28 Mayıs 1919′da deniz yoluyla gelerek
Ayvacık’ın işgaline başladılar, 4 Temmuz 1920′de Ayvacık merkezini ele
geçirdiler. Milis kuvvetleri oluşturarak direnişe geçen Ayvacıklılar, Hafız
Ahmet Hamdi Efendi başkanlığında Ayvacık Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurdular (
Ahmet Hamdi Efendi ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Biga Sancağı’nı temsilen
katılan üç milletvekilinden biridir.). Büyük Taarruz sonrasında, 18 Eylül
1922′de kaçan Yunan birliklerini takip eden Reşat Bey komutasındaki Milli
Kuvvetlerimiz, 21 Eylül 1922′de Ayvacık’ın işgaline resmen son
vermişlerdir.1876′da ilçe olan Ayvacık, 1926′da Ezine’ye bağlanmış, 1928′de
Milli Mücadele’ye katkılarından dolayı, tekrar müstakil ilçe haline
getirilmiştir. Ayvacık ilçesi, her ne kadar Türkiye’nin ve Asya ‘nın en batı
noktasında bulunsa da pek çok hizmet ve ekonomik kalkınma açısından maalesef
istenilen duruma erişememiştir.Ayrı ayrı uğraş alanı olarak oldukça fazla dal
olmasına rağmen, bunlar küçük birer aile işletmesi olma sınırının ötesine
geçememiştir

 

Belde ve Köyleri

 

ADATEPE, AHMETÇE, AHMETLER, AKÇİN, ARIKLI, BABADERE, BABAKALE, BADEMLİ,
BAHARLAR, BAHÇEDERE,
BALABANLI, BEHRAM, BEKTAŞ, BİLALLER, BUDAKLAR, BÜYÜKHUSUN, ÇAKMAKLAR, ÇALTI,
ÇAMKALABAK, ÇAMKÖY, CEMALLER, ÇINARPINAR, DEMİRCİ, DİBEKLİ, ERECEK, GÜLPINAR-BUCAK MERKEZİ, GÜZELKÖY,
HÜSEYİNFAKI,
İLYASFAKI, KAYALAR, KEÇİKAYA, KESTANELİK, KIRCA, KISACIK, KIZILKEÇİLİ, KOCAKÖY,
KORUBAŞI,
KÖSEDERE, KOYUNEVİ, KOZLU, KÜÇÜKÇETMİ, KÜÇÜKHUSUN, KÜÇÜKKUYU-BUCAK MERKEZİ,
KULFAL, KURUOBA,
MİSVAK, NALDÖKEN, NUSRATLI, PAŞAKÖY, PINARDERE, SAPANCA, ŞAPKÖY, SAZLI, SÖĞÜTLÜ,
SÜLEYMANKÖY,
TABAKLAR, TAMIŞ, TARTAŞIK, TAŞAĞIL, TAŞBOĞAZ, TUZLA, TUZTAŞI, UZUNALAN, YENİÇAM,
YEŞİLYURT,
YUKARIKÖY

 

Panayır Geleneği

 

Oğuz ,Türkmen ve Yörük (yörüyen Türk) boyunun Orta Asyadan bu yana göçebe
kültürün getirdiği alışkanlık olan yaylacılık ve panayır geleneği halen devam
eder. Her yıl 25 Mayıs’ta başlar 3 gün sürer. Hayvan pazarının yanı sıra gezici
lunapark kurulur ve halı satışı da yapılmaktadır.

 

Ayvacık Şivesinden Örnekler
•Gıdışım: Arkadaşım yerine kullanılır.
•Areklik: Ahretlik anlamında yakın arkadaşlar arasında kullanılır.
•Gobak: Çam kozalağı
•Dada:Çocuk
•Terezlemek: Düzenlemek
•Yovuz: İyi
•Dingin: Zayıf
•Aba:Ceket
•Hışdınlamamak: Konuşmamak, ses vermeme.
•Çolungur:Çam kozalağı
•Dömen:Dolandırıcılık Oyunları
•Aga:Abi
•aba:abla
•Kostak: Güzel

 

 

Genel kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çanakkale Şehitlerine Mehmet Akif Ersoy

                           ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”

Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,

Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…

Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!

Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…

Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,

Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,

Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,

Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;

“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.

Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.

Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…

Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,

Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…

Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Mehmet Akif Ersoy Çanakkale Şehitlerine Videosu izle.

Genel kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çanakkale’nin Tanıtımı ve Belgrad Başarisi

Çanakkale’nin ulusal ve uluslararası alanda tanıtımı için yapılan çalışmalar devam ediyor.

Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da gerçekleştirilen uluslararası Turizm Fuarı’nda tanıtılan Çanakkale, fuar katılımcılarından yine yoğun ilgi gördü. 22-26 Şubat 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilen ve Türkiye’nin partner ülke olarak katılım sağladığı uluslararası organizasyonda Çanakkale Standına, Çanakkale Valisi Güngör Azim TUNA, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Çanakkale Vali Yardımcısı Alper Faruk Güngör, Çanakkale Turistik Otelciler Derneği Başkanı Ali AKOL ev sahipliği yaptı. Çok sayıda Çanakkaleli otel sahibinin de katılım sağladığı fuarda Çanakkale Standını Çanakkale Milletvekilleri Mehmet DANİŞ ve İsmail KAŞDEMİR de ziyaret edenler arasındaydı. 43 ülkeden katılımcının olduğu fuarda Çanakkale Standına Türkiye’nin Belgrad Büyükelçisi Ali Rıza ÇOLAK, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür ÖZARSLAN ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Ataşesi Derya POLAT da yakın ilgi gösterdi. Fuarın resmi açılış programına da katılan Çanakkaleli heyet, fuarda turizm alanında çeşitli temaslarda bulundu. Kentin tanıtımı için uluslararası görsel ve yazılı medyaya da beyanatlar veren Çanakkale Valisi Güngör Azim TUNA ve Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan kentin turizm alanında her türlü imkâna sahip olduğunu ve konuklarını ağırlamayı beklediğini dile getirdiler. Fuar da her zamanki gibi Çanakkaleli Seramikçi Muhammet ONAT camlı seramik performansı ile büyük ilgi gördü. ONAT, seramik yapımını denemek isteyenlere danışmanlık yaparken, yapılan seramik objeleri fuar katılımcılarına armağan etti. Muhammet ONAT’ın canlı seramik performansı da ulusal medyanın büyük ilgisini çekti. Fuar da Çanakkale’yi tanıtan broşürlerin yanı sıra kentin görsellerinin de bulunduğu promosyon malzemeleri de fuar katılımcılarından büyük ilgi gördü.

 

Genel kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kilitbahir Motorları da artık Gestaş’ta

Kilitbahir Motorları da artık Gestaş’ta

Çok uzun tarihi geçmişi olun Kilitbahir motorları da Gestaş tarafından
kiralandı. Gestaş daha öncede Tarihi Denizyollarının tasfiyesiyle Eceabat
Çanakkale arasında sefer yapan Arabalı vapurlarını kiralamıştı.

Gestaş Özel idareye bağlı Anonim şirket olmasına rağmen Devlet sermayesiyle
geliştirilen büyük bir şirket haline geldi. Kısaca Özelleştirmenin adı devlet in
elinde bulunan Anonim şirketlere sermaye desteği ile güçlendirmek oldu. Bakalım
özel sektörün yerini alabilecekmi zaman içinde görülecek. Kilitbahir
motorlarının taşıma fiyatları her zaman Arabalı vaburlarından daha ucuzdu,
bakalım bundan sonraki fiyatlarda değişiklik olacakmı? bunu zaman içinde hep
beraber göreceğiz. Gestaş arpalıkmı, değilmi sorularıda cevap bulacak.

Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna, yıllardır Çanakkale-Kilitbahir hattında
sefer yapan mini feribotları GESTAŞ olarak kiraladıklarını belirterek, “Yeni
uygulama ile günübirlik araçları ile boğaz hattını kullanacaklara tek bilet
uygulaması getireceğiz. Böylece araç sürücüleri tek biletle gidiş geliş
yapabilecekler” dedi. Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Vali Güngör Azim
Tuna, Çanakkale-Kilitbahir hattında yıllardır sefer yapan mini feribotları
kiralama yönündeki çalışmaların tamamlandığını ve anlaşmaların imzalandığını
belirterek, “GESTAŞ olarak Kilitbahir motorları olarak bilinen firmanın
gemilerini kiralama kararı almıştık. Bu konudaki anlaşmalarımızı yaptık ve
sözlemleri imzaladık. Yıllardır bu hatta çalışan firmanın gemilerini kiralayarak
GESTAŞ olarak biz işleteceğiz. GESTAŞ, böylece Çanakkale-Eceabat hattı dışında
Kilitbahir-Çanakkale hattında da sefer yapacak. Yapacağımız yeni uygulamada
Çanakkale’de boğaz hattını kullanacak araç sürücülerine bir kolaylık sağlamak
istedik. Buna göre gün içinde Çanakkale’de boğaz hattını kullanacak araç
sürücüleri tek bilet ile gidiş dönüş yapabilecekler. Böylece günübirlik Asya ile
Avrupa arasında araçları ile yolculuk yapanlar tek bilet vererek yarı yarıya
ücretle arabalı vapurdan faydalanabilecekler. Bu sayede araç sirkülasyonunun
daha fazla olacağına inanıyoruz. Bunun dışında başka sürprizlerimiz de var.
Bunları da kısa sürede içinde bir basın toplantısı ile açıklayacağız” dedi. Vali
Tuna, Kilitbahir’daki motor iskelesinin bulunduğu alanda düzenleme çalışması
yapacaklarını da belirterek, “Bu konudaki çalışmalara da kısa sürede
başlayacağız. O bölgenin daha iyi hale gelmesinden yanayız. Belki orta limanı
biraz uzatabiliriz. Bu konudaki incelemeler sürüyor” şeklinde konuştu.

Genel kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çanakkale Mimarlar odası Seçimleri

Çanakkale Mimarlar Odası Seçimlerinden Sevil URAL yeniden başkan.

Çanakkale Mimarlar Odası, hafta sonunu genel kurul ve seçim heyecanı ile
geçirdi. Mimarlar Odası Çanakkale Şube Başkanı Sevil Ural’ın karşısına rakip
çıkmadı ve yönetim güven tazeledi. Çanakkaleli mimarlar hafta sonunu yeni hizmet binasının açılışı, genel kurul,
yemekli davet ve seçim heyecanı içinde geçirdi. Mimarlar Odası’nın İsmet Paşa
Mahallesi Hasan Mevsuf sokak adresinde açılan yeni binası pilav ikramı ile
hizmete girdi. Daha sonra genel kurul toplantısı için Çanak Otel’de buluşan
mimarlar, önceki yılın değerlendirmesinin yaptı.

Uzun yıllardır Mimarlar Odası’na ait olan fakat bir türlü restorasyonu bitirilip
hizmete açılamayan tarihi binanın kendi döneminde bitirildiğini belirten Ural
“Önümüzdeki dönemde daha aktif bir şekilde çalışacağız, Çanakkale kenti için
çevreye duyarlı çalışmalar yapacağız. Kazdağları, yat limanı gibi konularda
rengimizi belli edeceğiz ve daha aktif olup ne tarafta olduğumuzu belli
edeceğiz” dedi.

Cumartesi gecesi Truva Oteli’nde yemekte buluşan Çanakkaleli mimarlar keyifli
dakikalar geçirdi. Pazar günü Çanak Otelde gerçekleşen seçimde tek aday olan
Mimarlar Odası Çanakkale Şube Başkanı Sevil Ural güven tazeledi ve tekrar
seçildi. Kendisini Kutlyorum.

Siyami Özkan

Genel kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çanakkale’de 18 Mart Kutlama Programı

Çanakkale’de 18 Mart 2012 Şehitleri Anma ve Deniz Zaferi Kutlama etkinlikleri

18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 97. yıldönümü etkinlik programı Valilik sitesinden açıklandı. 18-25 Mart tarihleri arasında düzenlenecek olan etkinliklerde sergi, konser, tiyatro, açılış gibi organizasyonlar yer alıyor.

12 Mart Pazartesi sabahı saat 10.00′da Çimenlik Kalesi’nde düzenlenecek açılış töreni ve övünç madalyalarının takdimiyle başlayacak olan 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 97. yıldönümü kapsamında 18 Mart Stadyumu’nun yanı sıra Gelibolu Yarımadası’nda da tören gerçekleştirilecek. Törenlere Her yıl olduğu gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve çok sayıda bakanların da katılması bekleniyor. 12 Mart Pazartesi sabahı saat 10.00′da Çimenlik Kalesi’nde düzenlenecek açılış töreni ve övünç madalyalarının takdimiyle başlayacak olan 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 97. Yıldönümü etkinlikleri kapsamında çeşitli sergiler beğeniye sunulacak.

12 Mart tarihinde saat 15.00 de “1915 Şehitleri Çanakkale Destanı Tiyatrosu”nun gösterimi Eceabat ilçesinde yapılacak. Aynı gün Süleyman Demirel Konferans Salonu’nda “Mehmet Akif Ersoy ve Çanakkale Konferansı” ile “Tiyatral Şiir Gecesi” etkinliği de gerçekleştirilecek. Etkinlikler kapsamında 13 Mart Salı günü ise il merkezinde çok sayıda sergi ve tiyatro gösterisi de vatandaşlar ile buluşacak.

Etkinlikler kapsamında her yıl olduğu gibi bu yılda 14 Mart Çarşamba günü sabah 10.00′da Cumhuriyet Meydanı’nda Vali Güngör Azim Tuna, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi Koşusu’nun startını verecek. 14-18 Mart tarihleri arasında Çanakkale Deniz Zaferi İzci Kampı başlayacak. 14 Mart Çarşamba günü saat 10.00′da Çanakkale Savaşları’nda Cephe Gerisi Sağlık Hizmetleri Sempozyumu Troya Kültür Merkezi’nde, Desen ve gravür sergisi saat 17.00 de Korfmann Kütüphanesi’nde, Aşıkların Dilinden Çanakkale isimli etkinlik ise saat 20.00 de 90. Yıl Gösteri Merkezi’nde düzenlenecek. 15 Mart Perşembe günü etkinlikleri ise Olimpik Yüzme Havuzunda Çanakkale Deniz Zaferi Yüzme Yarışmaları ile başlayacak. Aynı gün 18 Mart Stadyumu’nda pist yarışmaları, 18 Mart 1915 konulu söyleşi, Osmanlı Padişah Tuğraları Sergisi, Çanakkale 1915 sunumu ve Deniz Zaferi konseri de etkinlikler arasında yer alıyor. 16 Mart Cuma günü Şehitler Camisinde Çanakkale şehitleri için mevlit okutulacak. Cuma günkü etkinlikler sergi ve konserlerle sürecek. 17 Mart Cumartesi günü de çeşitli sportif faaliyetler, Çanakkale Boğazı gezisi, sergiler ve tiyatro gösterileri halka açık olacak.

Çanakkale’de 18 Mart törenleri 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin 97. yıldönümü etkinlikleri kapsamında 18 Mart Pazar günü saat 08.30′da Cumhuriyet Meydanı’nda Atatürk anıtına çelenk sunma töreni gerçekleşecek. Törenin ardından katılımcılar, 18 Mart Stadyumundaki törene katılacak. 18 Mart Stadyumu’nda mehteran bölüğünün konseri ile başlayacak olan törende Vali, belediye başkanı ve garnizon komutanı tarafından altın madalya bayrağa toka edilecek. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile devam edecek törende Vali, Belediye Başkanı ve Boğaz Garnizon Komutanı vatandaşların bayramını kutlayacak. Günün anlam ve önemine ilişkin konuşmaların yapılacağı tören resmi geçit ile sona erecek. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait gemiler halkın ziyaretine açılacak.

Sabahki törenlerin ardından Şehitler Abidesi’nde ayrı bir tören düzenlenecek. Şehitler Abidesi’ndeki törenin ardından Çanakkale Boğazı’nda da resmi geçit töreni gerçekleşecek.

Öte yandan Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkına yapılan Simülasyon Merkezi de hizmete girecek. 25 Mart tarihine kadar devam edecek etkinliklerde konser ve havai fişek gösterileri yer alacak.

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın